Halk Kütüphanelerinin daha uzun süre açık kalması gerçekçi bir yaklaşım mı?

Halk Kütüphaneleri toplumun  aydınlanması ve hayat boyu öğrenme faaliyetlerine rehberlik eden demokratik kuruluşlardır. Toplumun her yaş düzeyindeki eğitimli, eğitimsiz bireyin  düşünce farkı gözetmeksizin hizmetindedirler.  Kütüphaneler yasaların kendine verdiği bu önemli görevleri devletin kendilerine sağladığı imkanlar ölçüsünde yerine getirebilirler. Yani bina, bütçe, personel ve materyal desteği  bakanlıkça sağlanmak durumundadır. Zira, halk kütüphaneleri ücretsiz hizmet verdikleri için kendi  işletme giderlerini karşılayacak döner sermaye veya kurum hizmet gelirlerine sahip değildirler. Günümüzde Avrupa ülkelerinin pek çoğunda  üyelik ücretlidir. Materyal gecikme bedelleri, bestseller kitap alma ücreti gibi gelirleri vardır. Ayrıca personel bakımından da son derece güçlü durumdadırlar. Yine Avrupa’da halk kütüphaneleri hafta içi belirli günlerde yarım gün açık, hafta sonlarında Pazar tam kapalı ve Cumartesi günleri ise saat 10:00 ile 13:30 arası açıktır. Müzelerde de durum genel olarak farklı değildir.

Ülkemizde halk kütüphaneleri hafta içi 40 saat yasal süreyi içeren mesai yapmaktadırlar.  Bakanlığımız tarafından öğrencilerin ve çalışan vatandaşlarımızın kütüphanelerimizden daha fazla yararlanabilmesi için, yeterli personele sahip il halk kütüphanelerinin saat 19:30 ‘a kadar hizmet vermeleri sağlanmıştır. Ancak, bu fazladan mesai personele  ücret karşılığı olmayıp izin karşılığı olarak yaptırılmaktadır. Ülke genelinde halk kütüphanelerinde nitelikli  kütüphaneci sayısı 2016 yılı istatistiğine 349 olarak görünmektedir. Toplam personel sayısı ise 3178 olarak tespit edilmiştir.( http://www.kygm.gov.tr/TR,175003/halk-kutuphaneleri-genel-istatistikleri.html)

Bakanlığa bağlı kütüphane sayısı ise aynı yıl istatistiğine göre 1137 olarak gözükmektedir. Kütüphane başına düşen  nitelikli personel sayılan kütüphaneci sayısı, 2017 yılında  ataması yapılan 200 adet sözleşmeli personel sayısı ile  0.48 dir. Yani kütüphane başına hala 1  (bir) kütüphaneci düşmemektedir.  Genel olarak son atanan 200 sözleşmeli kütüphaneci ve diğer personellerle beraber ülkemizde kütüphane başına düşen personel sayısı 2.97 dir. Bu personellerin tümünün kütüphaneci olmadığı ve bu sayıya kaloriferci hizmetli, bekçi ve işçi sayılarının dahil olduğu malumunuzdur. 2012 yılında yayınlanan Halk Kütüphaneleri yönetmeliğin personel ilke ve standartları şöyle sıralanmıştır: (Resmi Gazete Tarihi: 11.01.2012  Resmi Gazete Sayısı: 28170)

Personel ilke ve standartları

MADDE 13 – (1) Personel ilke ve standartları şunlardır:

a) Her il ve ilçe halk kütüphanesinde bir müdür ile en az bir müdür yardımcısı bulunur.

b) Her kütüphanede en az bir kütüphaneci bulunur. Kütüphanede görevlendirilecek kütüphaneci sayısı toplam personel sayısının 1/3’ü oranında olmalıdır.

c) Her il halk kütüphanesinde en az iki memur, bir ambar memuru, bir teknisyen, bir kaloriferci, eğer gezici kütüphane aracı varsa bir şoför bulunur.

ç) Şube halk kütüphanelerinde her 10.000 kişi için bir kütüphaneci, iki memur, bir hizmetli görevlendirilir.

d) Gezici kütüphanede en az bir kütüphaneci veya memur ile şoför bulunur.

e) Yerel yönetimlerle işbirliği sonucu açılan kütüphanelerde, Bakanlıkça personel atanıncaya kadar yerel yönetimler tarafından tam zamanlı çalışan en az ortaöğretim mezunu bir personel görevlendirilir.

Günümüzde , Bakanlığın taşrada en yaygın hizmet birimi olarak bulunan halk kütüphanelerinin kadro standartları sağlanamamıştır. Çoğu ilçe ve kasaba kütüphanesinde tek personel veya geçici görevli olan başka kurum personelleri bulunmaktadır. Bazı il halk kütüphanelerinde ise personel sayısı 3-4-5 rakamlarını geçememektedir.  Personel sayısı  5 ve üzerinde olan kimi halk kütüphanelerinde ise nitelikli personel (Kütüphaneci) sayısı yok denecek kadar azdır.   Hal böyle iken, Nisan ayı içinde İstanbul ilinde bazı halk kütüphaneleri gece 10:30 kadar açık hale getirilmiştir. Gerçekte kitap okurları için güzel bir uygulamadır. Lakin, ülkemizde halk kütüphanelerindeki bulunan personel sayısı ilden ile farklılık göstermektedir. Bu pilot uygulamanın ülke genelindeki halk kütüphanelerinde uygulanma şansı son derece zayıftır. Zira, zaten 1 veya 2 personelle çalışan bir kütüphanenin nöbete kalan personelinin ertesi gün işe gelmemesi normal kütüphane hizmetlerinin bile verilememesi demektir. Bu da hem personel hem de kullanıcılarda ciddi bir yılgınlığa neden olacaktır. Halk Kütüphanelerindeki personelin hizmet süreleri dikkate alındığında ,büyük bir çoğunluğunun emekliliği haketmiş veya bu süreye yaklaşmış personeller olduğu görülecektir. Bu nedenle gece ve gündüz mesaisi arasında ara vermeksizin çalışmak durumunda kalan personellerin büyük ihtimalle emeklilik yolunu seçeceği aşikardır. Bu durumda ise , kütüphaneler personel bakımından büyük bir erimeye sahne olacaktır. Normal mesai saatlerinde bile il, ilçe ve şube kütüphanelerinde hizmet durma noktasına gelecektir. Normal şartlarda nöbet sisteminde her kütüphanede bir kütüphaneci olması gerekir. Ancak mevcut şartlarda bunun mümkün olmadığı görülmektedir. Örnek vermek gerekirse, bir hastanede gece nöbetine doktorun kalması zaruridir. Onun yerine hasta bakıcı nöbete kalması ne kadar tuhafsa  kütüphanelerde de kütüphaneci olmadan personel eksikliği nedeniyle nöbete bırakılacak olan odacı, veri hazırlama memuru, ayniyat saymanı ve kalorifercinin durumu da tuhaf olacaktır. Yine gecenin bir vakti güvenlik personeli  olmayan bir ya da iki kişi ile açık tutulacak  kütüphanelerde çok ciddi  güvenlik- aşayiş sorunu olacaktır. Özellikle nöbete kalması gereken kadın personeller için durum bir felaket olacaktır. Zira, gece herkese açık olan kütüphaneye tinerci, balici veya sarhoş kişilerin girmesine, tehlike yaratmasına nasıl engel olunacaktır? Kışın evsizlerin, farklı amaçlarla buluşma yeri arayanların kütüphaneye girmelerinin önüne nasıl geçilecektir?

Sonuç olarak, personel bakımından ulusal ve  uluslararası standartlara ulaşmadan  geceleri kütüphaneleri açmak son derece ciddi riskleri içinde barındırmaktadır. Öte yandan , geceleri kütüphaneleri kullanmak isteyenlerin büyük çoğunluğu  lgs, lys, tus gibi sınavlara hazırlanan daha çok etüt merkezi arayan kişilerdir. Halk kütüphanelerini etüt merkezi gibi kullandırtmak zaten ülkemizde gelişmemiş olan okuma alışkanlığını tamamen yok etmektir. Zira, ders çalışanlar kütüphaneye kitap almaya gelenleri konsantrasyonlarını bozdukları gerekçesi ile sürekli haksız olarak uyardıklarına şahit oluyoruz. Oysa bir halk kütüphanesine gelen kullanıcı rahatça kütüphane içinde gezinebilmeli, kitaplara dokunarak inceleyebilmelidir. Son zamanlarda ise ders çalışanlarca doldurulan salonlardan gerçek kitap okurlarının dışlandığını görüyoruz. Kütüphaneye gelen sayısı çok yüksek lakin ödünç alınan kitap sayısı son derece düşüktür. Bu nedenle halk kütüphanelerinin etüt merkezi gibi kullanılması için bu amaçla geceleri açık tutulması yoluna gidilmemelidir. Yurtdışı şehir ve halk kütüphanelerinde böyle bir uygulama örneği yoktur.

Ders çalışmak, etüt yapmak için mekan yaratmak bakımından ülkemizde büyük bir rezerv bulunmaktadır. Bu rezerv  Milli Eğitim Bakanlığının uhdesinde olan 22 bin civarındaki okul kütüphaneleridir. Konsept olarak bu mekanlar zaten ders yapmak, ders çalışmak için kurulmuşlardır. 2012 yılında MEB tarafından yürürlüğe konan  “okullar hayat olsun” (http://okullarhayatolsun.meb.gov.tr/) projesine göre okul kütüphaneleri, bilgisayar laboratuvarları gece 21:00 açık olması gerekmektedir. Milli Eğitim Bakanlığının personel sorunu da yoktur. Ancak, proje hala yürürlükte olmasına rağmen bu güne kadar geceleri okul kütüphanelerini açma yönünde pozitif bir yaklaşım olmamıştır.

Son olarak, halk kütüphanelerinin güvenlik ve nitelikli personel bakımından geceleri açık kalması son derece riskli olup  halk kütüphaneleri çalışma prensibi aykırıdır. Geceleri 7/24 çalışan kütüphaneler daha çok üniversite araştırma kütüphanelerine has bir özelliktir. Personel sorunu ve aşırı çalışma baskısı pek çok halk kütüphanesi personelini emekli olmaya veya kurum değiştirmeye zorlayacaktır. Bu da hiç arzu etmediğimiz bir durumdur.  Belki, mevcut personelin gönüllü ve isteyerek çalışması için özlük haklarının iyileştirilmesine yönelik olarak  ÜCRETLİ fazla mesai uygulaması denenebilir. Böylece, çalışmasının karşılığını ücret olarak alacak olan personel daha istekli olacak, ertesi gün izin kullanmayacağı için normal işlerde aksamayacaktır. Ücretli fazla mesai uygulaması nüfus müdürlükleri, maliye, ptt gibi personel kıtlığı yaşayan kamu kurumlarında başarıyla yıllardır uygulanmaktadır. Saygılar, sevgiler.

İsmail AKMAN

Serbestlogokaratkter4tış

Reklamlar

Açık raf sistemi

Okuyucu

Bilgisayardan tarama yapar.

Library GIF - Find & Share on GIPHY

Tarama sonucu ulaştığı tasnif numaralarıyla raflara gider.

Movie GIF - Find & Share on GIPHY

Bilgi deryası içinde kendinden geçer.

Aradığı kitabı ve hatta aramadığı kitabı da aradığı kitabın yanında bulur.

Things GIF - Find & Share on GIPHY

Bu kadar kitap ile ne yapacağını şaşırır.

South Park GIF - Find & Share on GIPHY

Bu konu üzerinde düşünürken çalışmasını bitiremez.

Library GIF - Find & Share on GIPHY

Arkasında bıraktığı bir yığın kitap ile evine döner.

Kütüphaneci

Sabah kütüphaneye geldiğinde masaların üstündeki kitapları görünce kısa süreli bir şok yaşar.

Ghostbusters  GIF - Find & Share on GIPHY

Okuyucunun masalarda bıraktığı kitapları kitap arabalarına toplar.

Melly Lee GIF - Find & Share on GIPHY

Topladığı  kitapları tekrar raflarına yerleştirir.

Melly Lee GIF - Find & Share on GIPHY

Okuyucu

Bir gün önce bıraktığı kitapları geldiğinde masalarda bulamaz.

Gilmore Girls GIF - Find & Share on GIPHY

Tekrar bilgisayardan tarama yapar.

Library GIF - Find & Share on GIPHY

Tarama sonucu ulaştığı tasnif numaralarıyla raflara gider…

Movie GIF - Find & Share on GIPHY

Biz Kitap Okuyorsak Siz Ne Yapıyorsunuz :)

AŞÇI

Ooo ne güzel akşama kadar yemek yiyorsunuzdur!

CERRAH

Ooo ne güzel akşama kadar kesip biçiyorsunuzdur!

POLİS

Ooo ne güzel akşama kadar ateş ediyorsunuzdur!

ŞOFÖR

Ooo ne güzel akşama kadar geziyorsunuzdur!

BİLGİSAYAR MÜHENDİSİ

Ooo ne güzel akşama kadar oyun oynuyorsunuzdur!

YÖNETMEN

Ooo ne güzel akşama kadar film izliyorsunuzdur!

DADI

Ooo ne güzel akşama kadar çocuklarla oynuyorsunuzdur!

DEMİYORSANIZ…

Bi zahmet kütüphaneciye de Ooo Ne Güzel Akşama Kadar Kitap Okuyorsunuzdur! DEMEYİN!!

cropped-libralogo.jpg

 

Kütüphaneci kimdir? Kütüphanecilik nedir?

Geçmiş zamanlarda bana sorduklarında, beyaz yakalı çalışan adayıydım. Üniversite yıllarım plazalarda yarı zamanlı çalışarak geçti, pişman mıyım? Asla! Bana kattığı çok şey oldu, iletişim ağlarını kullanmayı, insanlarla iletişim kurmayı, pazarlama tekniklerini, satış becerilerini, kurumsal yönetimi buralarda öğrendim.

Gelgelelim ki ben aslında Bilgi ve Belge Yönetimi okuyan asıl mesleği kütüphanecilik olacak olan bir öğrenciydim. Kimseler bana kütüphanecilik mesleğini yakıştıramadı, zannettiler ki döpiyes giyen gözlüklü kadınlardan olurdu kütüphaneci. Bu kadınlar örgü örer, dedikodu yapar, günün bilumum her saatinde çay kahve muhabbeti yapardı. Anlattığımda bizim ne yaptığımızı inanmadılar. Artık kütüphane mi kaldı, kendini kandırma dediler.

İnat bu ya, ben de geldim cıvıl cıvıl bir üniversite kütüphanesine kütüphaneci oldum. Bu seferde kim soktu seni devlet kapısına diye dedikodular döndü, KPSS ile atandım dedim yine kimse inanmadı.

Şimdi efendim ben ne mi yapıyorum? Kütüphanecilik yapıyorum. Üniversiteye yeni giren öğrencilere kütüphane kullanımını anlatıyorum. Araştırmacılara katalogladığım kitapları,  kolay ulaşılabilir kılıyorum. Sosyal medya ile kütüphanemizi tanıtmaya çalışıyorum. Okulun kütüphanesi apayrı bir birim olarak hizmet vermekte. Kütüphanenin bir işletme olduğunu gösteriyorum. Eğitimler düzenliyorum. Veri tabanı kullanmayı hem öğreniyor hem öğretiyorum. Çeşitli bloglar takip ediyor, Avrupa’da olduğu gibi kitap ve e-kaynakların önemini göstermeye çalışıyorum. Kendimi yetersiz hissettiğim ve dünyadaki tüm gelişmeleri yakından takip edip uygulamaya dökebilmek için günceli yakalamaya çalışıyorum. Öğrenci ve hocaların dilinden anlayıp kişinin ihtiyaçlarına göre hizmet sunuyorum.

Bir üniversitenin kalitesini kütüphanesine bakarak ölçebilirsiniz. Bu yüzden her yıl öğrenciler üniversite seçimlerinden önce kütüphanemizi arıyorlar. Biz kütüphane hizmetlerimizi ne kadar iyileştirirsek kütüphanemizin değeri ile bağlı bulunduğumuz üniversitemizin değeri paralel olarak artıyor aslında. Tabi ilk iyileştirmeyi çalışan kendinde yapmalı, mutlu, güler yüzlü, anlayışlı ve hatta çoğu zaman sabırlı olmalı.

Unutmadan biz kitap satmıyoruz, bilime giden yolda bilgiye erişim hızlılığı sağlıyor, eğitime renk katıyoruz.

 Sebahat Pakdoğan Özcan

Serbestlogokaratkter4tış

Beyoğlu BiblioPera Kütüphaneleri Turu

“Taksim’den başlayıp Galata’ya kadar inen bir güzergâh, yüzlerce yılı, eski mezarlıkları, paşa konaklarını, bunun yanı sıra parlak eğlence yerlerini, kapanıp gitmiş sinemaları içeren uzun bir sohbet demektir. 30 Mart günü Taksim – Gümüşsuyu – Cihangir – İstiklâl Caddesi – Tepebaşı – Bankalar Caddesi hattında yürüyecek, göreceğimiz binaların hem geçmişinden hem bugününden ve Beyoğlu’nun insanlarından konuşacağız. Fakat en önemlisi, yol boyunca bütün bu geçmişin biriktiği, değerlendirildiği kurumlardan geçeceğiz: Kütüphanelerinde barındırdıkları kitaplar, arşivlerindeki belgeler ve fotoğraflar, düzenledikleri sergiler, konferanslarla geçmişle bağımızı kuvvetlendiren BiblioPera: Beyoğlu Araştırma Merkezleri Ağı üyesi Alman Arkeoloji Enstitüsü, Orient-Institut Istanbul, IFEA, Sismanoglio Megaro, ANAMED, Hollanda Araştırma Enstitüsü, İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, İsveç Araştırma Enstitüsü ve SALT bize kapılarını açıyor.”

Yukarıdaki metni ilk gördüğümüz anda bu gezinin 53. Kütüphane haftası kapsamında düzenlenen en güzel etkinliklerden biri olacağını düşünerek hemen başvuruda bulunduk. Gezi 20 kişi ile sınırlı olduğundan ve başvurumuzu riske etmemek adına yakın çevremize bile hissettirmeden başvurumuzu tamamladık. 🙂

Başvuru onayından geziye kadar geçen süreci iple çektik. 30 Mart Perşembe günü Taksim’deki Marmara Oteli önünde buluştuğumuzda en çok dikkatimizi çeken kişi 71 yaşındaki Hasan Amca oldu. O yaşına rağmen sabahtan akşama kadar bizimle beraber yürüyerek her gittiği mekanı hayranlıkla inceledi. Enerjisiyle, bilgisiyle, hoş sohbetiyle kendisini de bizlere hayran bıraktırdı. Kendisiyle vedalaştıktan sonra biz yorgunluktan eve nasıl gideceğimizi düşünürken, O Yenikapı’daki Giresun günlerinin yolunu tutmuştu.

Saadet Özen Hanım da bilgisiyle, tecrübesiyle bizlere her gün geçtiğimiz sokakların bir ruhu olduğunu, o binaların geçmişteki durumlarını, yaşanmışlıklarını fotoğraf ve haritalarla destekleyerek adeta bizlere tarihi yeniden canlandırdı. Taksim’den Galata’ya kadar olan bölgede yok olan tarih içimizi sızlattı.

Ayrıca gittiğimiz bütün kütüphaneler bizi içtenlikle karşıladı. Hepsine minnettarız..

Bu arada BiblioPera: Beyoğlu Araştırma Merkezleri Ağı Projesi kapsamında yapılan çalışmalar ise mesleğimiz açısından önem teşkil etmekte. Merak edenler varsa linki burada 🙂 BiblioPera

Kısacası 53. Kütüphane haftası kapsamında düzenlenen bu güzel etkinlikte emeği geçen kim varsa hepsine çok çok teşekkür ederiz. Böyle güzel etkinliklerin bütün seneye yayılması dileğiyle…

cropped-libralogo.jpg

Kütüphaneci Olmak

Merhaba.

Öncelikle her yıl Mart ayının son haftası kutlanan, “Kütüphane Haftamız” kutlu olsun diyerek söze başlamak istiyorum.

Bazı meslekler vardır.Adı söylendiğinde “oooo maşallah, aaaa ne güzel” ifadeleriyle takdir görür ve o mesleğin sahibi olan kişiyi daha ilk izlenimde taltif eder.Bazı meslekler de ne yazık ki çok fazla rağbet görmez, hatta tanınmaz bile –“hmm nasıl yani” , “aaa öyle bir bölümü mü var” – ifadelerinde olduğu gibi.Kütüphanecilik mesleği de, ne yazık ki ikinci bahsettiğim tarafta yer almaktadır çoğunlukla ülkemizde. Kütüphaneciliğin bir bilim dalı olduğu, kendi içinde pek çok sistemi barındırıp, belgeden bilgiye ve oradan kişiye ulaşımını sağlayan önemli bir köprü olduğu çok da fazla önemsenmez ve bilinmez.

Ben, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Kütüphanecilik Bölümü’nden mezun olduktan kısa bir müddet sonra mesleğe çok iyi bir kütüphanede başlayıp, çoluk çocuk büyütme telaşıyla bir müddet ara verdikten sonra tekrar dönüş yapan, ayrı olduğum yıllarda bile kalben ve fikren devam eden ve mesleğimi gerçekten çok seven bir kütüphaneciyim. Aslında çocukluk yıllarından itibaren, bir çeşit kütüphanede yaşadım desem abartmış olmam. Çünkü rahmetli babam, öğrencilik yıllarında dahi kısıtlı harçlığını yemek yerine kitaba yatıracak, her bir kitabı yeni doğmuş bir bebeği tutma hassasiyetiyle narin ve tertemiz bir şekilde okuyup elleriyle onlara kitaplıklar yapacak kadar çok seven, okumanın, bilginin önemini, değerini bilen ve her fırsatta başta biz çocuklarına olmak üzere tanıdığı gençlere anlatmaya çalışan büyük bir kitap sever ve çok iyi bir okuyucuydu. Daha ilkokul yıllarımdan beri evimizde o dönemin en değerli ansiklopedileri, sözlükleri, Türk ve dünya klasikleri, aklınıza gelebilecek her çeşit önemli eserler elimizin altındaydı.

Benim gibi 40’lı, 50’li yaşlarda olan arkadaşlar iyi hatırlar.Ortaokul, lise dönemlerimizde her ders için özene bezene dönem ödevleri hazırlardık. Dolma kalemle inci gibi yazar, bir de kitap kapağı gibi ödev kapakları yapar ve daha iyi yapma yarışına girerdik. Şimdi düşünüyorum da, araştırma yöntemlerinin temellerini aslında bizler o yıllarda daha iyi öğrenmişiz.Pek çok arkadaşımız il ya da ilçe halk kütüphanelerine giderek ödevlerini hazırlama çabası içinde olurlardı.Lise son sınıfa kadar neredeyse hiç buna ihtiyaç duymamıştım.Kimya dersi ödevi için, günün birinde o vakit bulunduğumuz ilin kütüphanesine gitme ihtiyacım doğdu.Genellikle evimizdeki kitaplardan arkadaşlarımıza dahi yardımcı olabildiğimiz halde, ben nasıl olur da bir kütüphaneye ihtiyaç duyardım??Çünkü o yıllarda benim en çok övündüğüm ve gurulandığım şey babamın kitap sevgisi ve kitaplarımızın çokluğuydu. İl halk kütüphanesi, dönemin şartlarına göre, fiziksel olarak oldukça donanımlı bir kütüphane olmasına rağmen, oradaki memurun davranışları ve bizi gerçek anlamda kovmaktan beter etmesi beni soğutmaya yetmişti. Sonradan daha iyi anlayıp öğreneceğim gibi, o yıllarda hatta yakın zamanlara kadar, biraz eğitim almış, neredeyse okuma yazma bilmesi yeterli olan kişilerin görevlendirildiği yerlerdi kütüphaneler.Okul kütüphanemiz bile, asık suratlı memurların teneffüslerde zoraki açıp kapattığı, kitap deposu gibiydi.

Gel zaman git zaman üniversite sınavları ve tercih yapma sırası gelmişti.Fen bölümünde okumama rağmen babam, edebiyat yönümün daha ağır olduğunu düşünerek ve bilerek bu alanda tercih yapmamı salık verdi.Hatta sen Kütüphanecilik Bölümü’nü de eklemeyi unutma dedi.Kendisinin okuduğu yıllarda bu bölüm açılmış olsa kesinlikle seçeceği mesleğin Kütüphanecilik olacağından bahsetti.Onu kırmadım ve sonuç, malumunuz.

Amaaan bu sene bir kayıt olayım da, seneye tekrar girip daha iyi bir bölüm kazanırım diyerek başladığım okulumdan, bu mesleğin gerçekte çok değerli bir bilim dalı olduğunun, bilgiye ulaşma ve ulaştırmada hayatın pek çok alanında kullanılabilirliğinin idrakine varıp, iyi bir kütüphaneci olabilme idealiyle mezun oldum.Bizim dönemimizin en büyük şanslarından biri bu bölümün ilk kuruluşunda dışarıdan gelen yabancı hocaların asistanlığıyla başlayarak, kütüphaneciliğe adım atmış duayen kişilerin öğrencileri olmaktı. Mesleğin tarihçesi, ülkemizde ve dünyada uygulanabilirlik alanları, araştırma yöntemleri, Osmanlıcayı, danışma kaynakları ve kullanımları, kataloglama ve sınıflandırma gibi teknik işlemleri bol uygulamalı ve esaslı bir biçimde hazmederek iyi donanımlı kişiler olarak mezun olduğumuz düşünüyorum.Elbette ki, başta yabancı dil olmak üzere şu an çok da aklıma gelmeyen eksikler vardır.Ancak, mesleki bilincin bizlere çok iyi kazandırıldığını düşünüyorum.

Yeri gelmişken ilk günlere dair bir anımı paylaşmak isterim.O dönem İstanbul İl Halk Kütüphanesi’nin müdiresi Neval İnal Hanımefendi’ydi.Okulumuza yakın olduğu için kütüphaneyi tanıma amacıyla gidip, kendisiyle tanışmak istedik. Bizi son derece sıcak karşılamış, kendi işine olan sevgisini bize çok iyi yansıtmıştı.Ayrıca, kendimizi sürekli geliştirmemiz gerektiğini, özellikle Osmanlıca’nın bizim için bir lisan değerinde olduğunu, gözlerindeki sıcaklık ve içten gelen şefkatli gülüşüyle öyle güzel anlatmıştı ki…Ardından; “Lütfen hiçbir anınızı boşa geçirmeyin, gerekirse burada size bir oda ayıralım, ders çalışmak için, okumak için istediğiniz an gelin” demesi, bu mesleğin insanı olmak için ilk kesin adımı atmama yetmişti. Lisedeki bizi azarlayan insandan, işini severek yapan gerçek bir kütüphaneciye uzanan köprüde ben de, bir aday olarak yürümeye başlamıştım.Ne yalan söyleyim, Anadolu’daki kütüphanelerde çalışıp, insanlara okumayı, kitapları ve kütüphaneyi sevdirmek, buraları okuldan sonra gelen birer eğitim yuvası haline getirebilmek, bilgiye ulaşabilmesi zor gençlerle pek çok faaliyetler yapabilmek idealinde bir kütüphaneci adayı olarak mezun olmuştum.

Mezuniyetten kısa bir süre sonra, bir Anadolu Kütüphanesinde değil ama, zamanla daha da çok sevdiğim, şu anda çalıştığım, mesleki ve hayati anlamda bana çok fazla artılar kazandıran şimdi bulunduğum kütüphanede işe başladım.İlk yıllar, Danışman Kütüphanecilik yaptıktan bir müddet sonra, evlilik, çoluk çocuk derken çok da kısa olmayan bir ara verdim.Yıllar sonra geri döndüğümde, artık herşey daha teknolojik ve farklıydı.Yeni yöntemler, yeni sistemler vs. vs. Ancak, Dewey numaraları neydi, hangi konu hangi numarada tasnif edilip, hangi konu başlığı veriyorduk, becerebilir miyim diye düşünürken, tabi ki genç arkadaşlarımın da yardım ve katkısıyla hiç de zorlanmadan bunları yapabildiğimi gördüm.Çünkü hocalarımızın verdiği eğitim ve yıllar içinde yine de kendimi çok uzak tutmamaya çalışmaktan dolayı bilinç altımda saklanan tasnif numaraları ve konu başlıkları birer birer – deyim yerindeyse – halay çekmeye başladılar.

Şu an yine Danışman Kütüphaneci olarak işime devam ediyorum.Benim en çok sevdiğim birim desem yeridir.Çünkü, okuyucuyla iç içe olup, onlara birşeyler kazandırmaya çalışmak, zaman zaman dostane sohbetler yapabilmek, raflardan ve dolayısıyla kitaplardan çok da uzak olmamak, kitapları raflara yerleştirirken onları kucaklamak, hatta bazen olumsuz kişilerle bile küçük mücadeleler yaşamak, herşeye rağmen, gelenleri içtenlikle verilen bir sabah selamıyla karşılayıp, memnuniyetle uğurladığımıza inanarak geçirilen her gün ayrı bir tat, ayrı bir anı.Her kitabın tasnif ve erişim numaralarının yazılı olduğu etiketler onların kimliği, yani her birisinin adı var.Bu anlamda her bir kitap, daha doğrusu her bir materyal sizin çocuğunuz gibi.Bir ressam için resmi, şair için şiiri neyse bizim için de bilgiye götüren her belge çocuklarımız gibi.Bir tiyatrocu için seyircisi neyse, bizim için de okuyucu aynı.İstediği bilgiye ulaşmış bir okuyucunun yüzündeki memnuniyet bizim için seyircinin alkışı gibi.

Bütün bu güzelliklerin yanında, ne yazık ki bizleri üzen birkaç noktaya da değinmeden geçemeyeceğim.Bu yazıyı kaleme almadan önce, çeşitli yerlerdeki kütüphaneci arkadaşlarımın da aynı konulardaki benzer düşüncelerini okudum.İnanın kelimeler dahi aklımdan geçtiği gibiydi. Bölümümüzün hala üniversitelerde okutulduğunun bilinmemesi, hadi varsa da iki yıl mı dört yıl mı olduğunun sorulması.Hele de –benim en çok karşı olduğum- “Bilgi ve Belge Yönetimi” ismiyle  bir büro işi olup olmadığının anlaşılmaya çalışılması hepimizi üzen konular.Kimbilir, belki bizler de tanıtımı iyi başaramadık.

Benim kütüphanemde yaşadığım birkaç anektodu aktarayım burada size.Bize gelen öğrencilerden, özellikle tarih, edebiyat ve sanat tarihi bölümü okuyanlar burada çalışmak için ne yapmaları gerektiğini ve nasıl başvuracaklarını sorarlar.Ben Kütüphanecilik mezunu olmaları gerektiğini söylediğimde nasıl yani diye soranlar da ne yazık ki pek de az değil.Geçenlerde birkaç öğrenciyle bu konuda konuşunca, öyle bir bölüm mü var, ne okutuluyor ki diye sordular.İki seneliktir herhalde diye de eklediler tabi ki. Bölümün şimdiki adını, kısaca içeriğini anlatınca ikna oldular ama, şaşırmaktan da kendilerini almadılar.Tercih dönemlerindeki rehberlik eksikliği bunda önemli bir faktör tabi ki.Ama ben biraz da eski bir kütüphaneci olarak, tüm dünyada hala “Librarianship(Kütüphanecilik)” olarak kullanıldığı halde, bizde “Bilgi ve Belge Yönetimi” olarak kullanılmasının da bir rolü olabileceğini düşünüyorum(Naçizane fikrim).

Geçen hafta iki tane Hukuk Fakültesi öğrencisini üye olarak kaydettim.Kayıt esnasında onların kütüphaneyle ilgili sorularını elimden geldiğince cevaplamaya ve ayrıca onların sormayıp benim o anda aklıma gelen  bir takım konularla ilgili olarak da, bilgilendirme yapmaya çalıştım.Kütüphanede bulundukları sırada ihtiyaç duyabilecekleri (lavabo, su, çay vs.) durumlarala ilgili açıklamalarda bulundum.Enerjileri müspet ve yüksek olan, iki güler yüzlü genç bundan duydukları memnuniyeti dile getirip, ne güzel sohbet havasında anlattığımı söylediler.Ben de hem gençleri, hem de mesleğimi çok sevdiğim için bana bunun zor gelmediğini söylerken, mesleğiniz??? diye bir söz sarfettiler.Gerçi bunu söyleyen kızcağız biraz kızardı ve pot kırdığını düşündü ama. Mesleğim, Kütüphanecilik deyince, aaa doğru doğru diyerek masalarına geçtiler. J

Bir de, normal bir danışma memuru olarak görüldüğümüz durumlar var.Fotokopisini aldıktan sonra, “abla sen borcumu yaz da öbür sefer vereyim” ya da “ben bu kitabı şimdi veriyorum, siz fotokopisini pazartesiye hazırlayın da gelip alayım” diyerek ayrılanlar, girerken ve çıkarken selam vermeyi unutanlar!!!, teşekkürü zul addedenler…Örnekleri çoğaltmak mümkün.Aslında, hepsi genel anlamda eğitim eksikliğinden ve teknolojinin -özellikle de- gençleri birer robot haline getirmesinden kaynaklanan durumlar.Biz kütüphanecilere bu anlamda da görevler düşüyor.Bazen abla-abi, bazen ana-baba ya da öğretmen, hatta rehberlik ve psikolojik danışma görevlisi, kimi zaman davranış bilimci…Pek çok bilime ve bilgiye ulaştırmanın yollarını bildiğimiz gibi, farklı alanlarda da kendimizi yetiştirip, hizmet kalemlerimizi çoğaltmak gerekiyor.

Her şeye rağmen, çok güzel ve özel bir mesleğin neferleriyiz ve tanıdığım, bildiğim pek çok arkadaşımla beraber mesleğimizi çok çok severek yapıyoruz.Benim en büyük dileğim bu alanda yeni ve başarılı gençlerin yetişmesi ve mesleğimizi ülkemizde de layık olduğu yere getirmeleri. Bizler nasıl büyüklerimizin tecrübelerinden faydalandıysak ve hala da buna devam ediyorsak, yeni nesile de kendi tecrübelerimizi aktarmada her zaman varız.Yeter ki binaya bizde bir taş koymuş olalım.

Buradan herkese kitap ve sevgi dolu günler diliyorum.Bizler KÜTÜPHANECİYİZ, mesleğimiz KÜTÜPHANECİLİK kitapçılık değil.

Saygı ve selamlar…

27/03/2017

Aybike YURDÜRÜN

Serbestlogokaratkter4tış

Kütüphane Kullanıcısının Acı Bir Günü

Güneş güne merhaba derken duyarsın alarmın acı sesini. 5 dakika fazla uyumak, o an yapılacak olan tüm tekliflerden daha caziptir. “5 dakikadan bir şey olmaz” deyip susturursun alarmı. İşte o anki sessizlik, evhamın sesi olur. “Ya uyanamazsam” telaşı başlar bu kez. Bitirmek zorunda olduğun ödevin, savunmasına çeyrek kalan tezin, tamamlanması için sayılı günleri olan projen vb. gelir aklına ve odanda yangın çıkmışcasına fırlarsın yataktan. Hedeflerini, ideallerini, hayallerini çantana yükleyip, hafif de bir şeyler atıştırıp vurursun kendini kütüphane yollarına…

Kütüphanedesin. Oturmak için uygun bir masa seçer, çalışmak için gerekli materyalleri hazır edersin masanın üstünde. O an başlar felaketler peşi sıra.

  • Aradığın kaynağı yerinde bulamazsın: Öyle bir kaynaktır ki o, yaptığın çalışmanın olmazsa olmazıdır. En gerekli bilgiler onun içindedir. Atıf için lazımdır ya da kaynakçan için ya da her neyse. Ama maalesef olması gereken yerde değildir. Bir heyecanla görevli kütüphaneciden yardım istemek geçer aklından. Soluğu görevlinin yanında alırsın, ama aksilik! Kütüphaneci de fayda etmez. O kaynak o an orada değildir. Onsuz devam etmek zorundasındır artık.
  • Sakız sorunsalı: Kaynağı bulamadın ama olsun, yılmak yok. Tam konsantre çalışmaya devam edeceksin ama ne mümkün. Hemen yanı başındaki kullanıcı ağzında sakızı şişirip şişirip arsız arsız patlatır. Sakıza atılan her diş darbesi, beynine atılır adeta. O kadar sinir bozucudur ki, tatlı dille uyarmak yetmez, “çıkar şunuğğğğ” diye haykırmak istersin ama onu da yapamazsın. Ya sabır!
  • İdealist Personel: Bir kez daha işin düşer görevliye. Aradığın diğer kitaplar da yerinde yoktur. Sanki gizle bir el bütün kitapları saklamış hissine kapılırsın. Görevliyle birlikte raf raf dolaşırsın. Bu sırada kütüphaneci de sana lazım olur düşüncesiyle bütün sistemi ayaküstü anlatır. Hızlandırılmış kütüphanecilik kursunu da tamamlayarak gururlu ama bir o kadar da hüzünlü adımlarla yerine dönersin. Kulaklarında hala kütüphanecinin yaptığı “fazla uzaklaşmış olamazlar” esprisi çınlamaktadır.
  • Korku dolu anlar: Tüm olumsuzluklara rağmen az da olsa ilerletmişsindir çalışmanı. İlerleyen saatle beraber, midenden gelen tuhaf sesler koca sessizliğin çığlığı olur. Her ne kadar insani bir durum olsa da gerilir, herkesin sana baktığını, mideni dinlediğini düşünürsün. Bir şeyler yemeli ama nasıl? Dışarı çıksam, döndüğümde eşyalarımı bulabilecek miyim? Eşyalarımı yanıma alsam dönünce boş yer bulabilecek miyim? Gıda tüketmek yerine, bu gibi sorularla beynini yer, doyarsın.
  • Gece modu: Gününü kütüphaneye ayırma amaçlarından neredeyse hiçbirine ulaşamadığın için, zihnin sana gizli oyunlar oynar ve göz kapaklarını ağırlaştırır. Karnının açlığı bir tarafa, enerjinin düşüklüğü diğer tarafa derken derin düşünceler gark olur önündeki sayfalarda… Birden omzunda orantısız ivme ile dürtüldüğünü hissedersin. Kim mi? Sakızlı kütüphane kullanıcısı:

       “Pardon! Horluyorsunuz!” 

Burada anlatılan olaylar tamamen hayal ürünü değildir. Kişi ve kurumlar da hayal ürünü değildir. Mr. Murphy ve kanunlarının kütüphaneler için de geçerli olduğunu hatırlatmakta fayda var diye düşünüyorum!

Velhasıl… Şartlar ne olursa olsun okumaya devam edin. Olduğu kadar!

kapak görseli

Furkan ATMACA

Serbestlogokaratkter4tış